mutlu olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutlu olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ağustos 2014 Perşembe

Başlangıç ve Bitiş

Merhabalar
Çok zaman geçti...Çok sular aktı son yazımın üzerinden...
Mesela ben artık bir üniversite mezunuyum. Kimyager oldum. Şaka maka oldum cidden. Bu okul hiç bitmeyecek sanıyordum ama geçti gitti işte 4 koca sene. Resmen bitti okul. Yaşadıklarımın hepsi birer hayal oldu. Geriye sadece diploma dedikleri bir kağıt parçası kaldı elimde. İsim, soy isim, okul adı, not ortalaması vs. yazan bir kağıt.. Ama bir de gözükmeyen kısmı var o diplomanın, sadece ben bakınca görebiliyorum o kısmı.. Keşke diyorum herkes görse o diploma da benim gördüklerimi.. Keşke herkes çekilen çilenin, verilen zehrin farkında olsa.. Keşke, neyse boş verin! Anlatsam da anlaşılmaz ki, ben nasıl benden öncekilerin yaşadıklarından ibret almadıysam benden sonrakilerde almayacak sanırım. Zehri içmek şart galiba. Biz başımıza gelmeden anlayamıyoruz sanırım. Keşke biraz büyük sözü dinlesek! Neyse Allah dan zehri şekere dönüştürmeyi başarmayı zaman zaman akıl edebiliyoruz...
Biraz ağır bir yazı oldu farkındayım ama insan hayatında öz eleştiri yapmalı, genelde hep gülerim, güldürürüm, hatta her zaman pozitif yanlarını görürüm hayatın. Ama bunları da düşünmek lazım. Ebleh ebleh gezmenin kimseye bir faydası yok. Anı yaşamak elbette çok güzel ama farkındalıkta önemli.. Düşünmek lazım, yanlışları düzeltmek lazım bir de üretmek lazım... 
Sizleri başka yazılarda güldürürüm inşallah ama bugünlük böyle olsun.. Kafi gelir umarım yazdıklarım.. Ne diyebilirim ki başka?
İnsanlığa iyi bakın!! Görüşmek üzere...


8 Kasım 2013 Cuma

Hayal Penceresi

Uzun zaman görüşememiş iki dostun birbirlerini ilk gördükleri andaki gibi bende sıcak bir gülümsemeyle karşılıyorum sizi... Merhabalar...
Şimdi duruyorum. Ve hatta durduruyorum. sadece bir dakikalığına da olsa bunu yapıyorum. Yazdıklarımı, çizdiklerimi hepsini bir kenara bırakıyorum. Tüm çarpıcılığı ile yaşadığım her şeyi, elimle kenara itiyorum. insanların söylediklerini, onların hakkımda ne düşündüklerini falan hepsini..
Kendimi bırakıyorum okyanusun kıyılarına. Bende Pasifik'in maviliğinin bir parçası oluyorum. Rahatsız eden hiç kimse, hiç bir şey yok. Okyanustaki balıklar bile çekilmiş ayak altından. Sırt üstü uzanmışım okyanusa, gökyüzüne bakıyorum. Güneşin sıcaklığıyla içimi ısıtıyorum.. Sonra okyanus kıyısında ki küçücük tahtadan evime gidiyorum. Yorgunluğun getirdiği tatlı uykuyu yumuşacık yatağımda huzurla uyuyarak atıyorum. Uyandıktan sonra evimdeki kitaplığın önüne gidip, klasiklerden sevdiğim bir kitabı alıp dışarı çıkıyorum. Dışarıdaki hafif rüzgar yüzüme çarpıyor. Şalımın hafiften titrediğini hissediyorum. Oturuyorum evimin önüne ve dayıyorum sırtımı ahşap evimin duvarlarına. Uzatıyorum ayaklarımı.Ve mutluluğun derinliğinde kaybolup gidiyorum...
Projeler, ödevler, sınavlar derken onca işin gücün arasında kendimi rahatlatmanın en güzel yollarından biridir hayal kurmak. Sadece bir iki dakika bile sürse gerçek yaşamdan kopmak iyi geliyor. Tekrar kafamı toplayıp daha iyi çalışabilmek adına çok etkili bir işlem. Herkese de tavsiye ediyorum...
Not: Hayal kurmayı sahte bulanlar için söylüyorum, bilinçaltımız gerçek görüntüyle, beynimizde hayali olarak canlandırdığımız görüntüyü ayırt edemez. Bu nedenle de her güzel düşünce de insanı mutlu eder. Ve unutmayalım ki, hayaller elbet bir gün gerçek olur...

14 Ekim 2013 Pazartesi

Soru İşaretleri ???

Uzunca bir aranın ardından...


     Neydi beni bu kadar yavaşlatan? Neydi ki sevdiğim işleri unutturan? Yoksa gerçekten sevmiyor muydum? Sahi sevgi nedir ki? Sevgiye yüklenen anlamın bir ağırlığı olmalı mıydı? Yoksa sevgi kuş gibi hafif olunca daha mı rahat olurdu? 
    Beynimden geçen onlarca soru cümlesinin tam ortasında kaldım yine. Birini cevaplasam bir yenisi geliyor arkasından. Ben de kimi zaman bırakıyorum beynimdeki soru işaretlerini bir tarafa. Ve hayatın eğlencesini çıkarmaya çalışıyorum, dibine vuruyorum rahatlığın. Çünkü çoğu kez korkuyorum bir daha hiç rahat olamamaktan.
    Mantığımla hislerim yoğun bir savaş döneminde şu sıra. Kim kazanır bilmiyorum ama tam biri ötekinin sırtını yere vurmuşken vazgeçiyor öldürmekten.. Çünkü mantığımla hislerim öylesine iç içe girmişler ki mantığım hislerimi öldürürse biliyor ki kendinden de bir parça kopacak. Hakeza hislerim için de geçerli aynı tablo...
     İçi seni dışı beni yakar derler ya hani, ben de içi de dışı da yine beni yakıyor.. İçeride olanları yazdım işte.. Dışarıda olanlar ise... Benim dışımda gelişen yüzlerce olay, dönüyor dolaşıyor yine benim ayağıma dolanıyor. Ortada hiç bir şey yokken kendimi istemediğim bir olayın tam da ortasında buluyorum. Üniversite, aile, arkadaşlar, belkide bu dertlerin en büyük kaynağı. Hem ölesiye çok sevmek, hem de her şeye rağmen kopamamak... Nasıl bir şeydir bu Dünya???
     Yine girdim çıkmaz bir döngüye.. Dolambaçlı yollarda sorulan suallerin düştüm içine işte... Düşmemek için çırpınıyorum uçurumdan. Belki bugüne dek hiç düşmedim, bir şekilde yolumu buldum ya da bana bazen dert olan olgular elimi tuttular kimi kez ama uçurumdan da hiç uzaklaşamadım ki. Hep kenarındayım. Atılabilecek bir adımın nelere yol açacağını öğreniyorum o uçurumda...
Şimdi ise yine sıyırıp atmaya çalışıyorum bu düşüncelerimi. Çünkü çok özlüyorum mutlu yaşamayı. Gülmeyi, güldürmeyi. Sorularıma cevap bulamıyorum ama sevginin çok kuvvetli bir güç olduğunu biliyorum ve inanıyorum.. 
    Bayram geliyor, işte bu yüzden yaşanan kötü olayları unutmak en iyisi galiba.
   Uzun zaman olmuştu ya yazmayalı.. Hayat telaşesi falan derken gelemedim ki buralara.. Telafisi mümkündür ama inşallah.. Daha eğlenceli, güldürebileceğim yazılarımda buluşmak üzere...